Arama

Hizmetler, blog yazıları ve içeriklerde arama yapabilirsiniz.

İş Arkadaşlarınız Aileniz Değildir ve Bunda da Bir Sorun Yok
22 Temmuz 2024

İş Arkadaşlarınız Aileniz Değildir ve Bunda da Bir Sorun Yok

Danışmanlık verdiğim bir kurumda çalışan memnuniyetin düşük olması nedeniyle çalışanlarla görüşmeye karar verdik. Kurumun sahibi, çalışanlarına bir aile gibi davrandıklarını ve bu sonuçların nankörlük olduğunu söyleyip duruyordu. Çalışanlarla görüşürken özellikle 40 yaş altı çalışanların “biz bir aileyiz” tepkisine tanık oldum. O zamana kadar çok fazla üzerinde düşünmediğim bu kavramı biraz irdeleyince ve danışmanlığını yaptığım kurumları gözlemleyince çalışanların haklı olduğunu ve aslında bu tür bir yaklaşımın kurumlara yarardan çok zarar getirdiğini fark ettim. İşyerini aile olarak nitelendiren kurumlar temelde çalışan bağlılığını ve dolayısıyla verimliliği artırmayı hedeflerler. Şirket içi ve dışı paylaşımlarda, iş ilanlarında da aile olma vurgusunu sıklıkla kullanır bu tarz kurumlar. "Biz bir aileyiz." Ya da "[şirket adı] ailesine hoş geldiniz." gibi ifadeleri bu kurumlarda sık sık görürüz. Uyuduğumuz saatler hariç günümüzün çoğunu işte geçirdiğimiz düşünüldüğünde iş arkadaşlarımızla ilişkilerimizde belirli bir samimiyet yakalamamız doğaldır. Ama bu tür ikili ilişkilerin şirket üzerindeki etkisini belirleyen şey tamamen kurumun kültürüyle ilgilidir. Bir yönetim danışmanı olarak kurumunuzu bir aile olarak nitelendirmenin büyük bir organizasyonel hata olduğunu söylemeliyim. Aile Kültürü Çalışanlara ve Kuruma Nasıl Zarar Verebilir? İşverenler, birbirleriyle uyumlu çalışan ve üretken, yüksek performanslı çalışanlar ister. Bu noktada iş yerine bir "aile" kültürü ekleyerek aidiyet duygusunu artırmak başta iyi bir fikir gibi gelebilir. Ancak bu kültür zamanla kişisel ve profesyonel çizgilerin netliğini kaybetmesine neden olur. Arıca herkesin iş arkadaşlarıyla kişisel bir bağ kurmak istemeyecek olması da diğer önemli konulardan biridir. Kişiler özel hayatı ile iş hayatı arasına sınır koymak isteyebilir. Ancak işyerinin “aile” olduğu bir ortamda bu mümkün olmayacaktır. Çünkü aile kültürünü benimseyen kurumlarda kişilerin kendilerini kuruma ve birbirlerine duygusal olarak bağlamalarını teşvik edilir. Aslında bu durum pozitif olarak görülse de beraberinde güçlü kişisel çatışmaları getirme riskini barındırır. Ayıca bazı çalışanlarda gelişecek abartılı sadakat duygusu kurum için yarardan çok zarar getirir. Bu tür çalışanlar kendilerinden istenmeden yardım etmeye ve en kötüsü de, görevleri olmayan işlere hadlerini aşarak müdahale etmeye eğilimli olurlar. Bunu yaparken de şirkete bağlılık adına hareket ettikleri için alt-üst kavramlarına riayet etmezler ve doğal olarak bu durum işyerindeki hiyerarşiye ciddi anlamda zarar verebilirler. İşin tuhaf yanı böyle çalışanlar pek çok şirkette, şirkete bağlı oldukları gerekçesiyle patronlar nezdinde önemsenip ödüllendirildiklerinden, diğer çalışanlarda ve yöneticilere önemli bir mutsuzluk ve tükenmişlik nedeni olurlar. Vasıfsız çalışanların avantaj elde ettiği bir güç dinamiği yaratılır. Genel müdürün işlerine karışan ve patronu da bunu desteklediği şoförler gördü bu gözler😊 Çalışanların çok net ifade ettiği bir konu da kurumlarda “Biz bir aileyiz” sözü ile genelde çalışanları suistimal eden uygulamalara zemin hazırlandığı oldu ve bu konuda çok da haklılar. “Biz bir aileyiz” vurgusu genellikle çalışanların sınırlarının ihlal edildiği, çalışanlardan zararlarına olduğu durumlarda dahi fedakârlık yapmalarını istendiğinde gündeme geliyor. 'Uzun saatler çalışmanız, piyasa koşullarından daha düşük ücreti kabul etmeniz ve yönetimin uygulamalarından şikayet etmemeniz, zam ya da izin istememeniz gerekiyor çünkü biz bir aileyiz… ve bunları yapmanıza ihtiyacımız var. Çalışanlarınıza aileniz gibi davranmak, iş hayatında bazen ihtiyaç duyduğunuz kadar dürüst olmanızı da engeller. Aile üyelerini "elinizde tutmanıza" da gerek yoktur, çünkü onlar her zaman aile olarak kalacaktır. Ailelerde "yüksek performanslı" diye bir kavram yoktur, çünkü ailelerin, şirketlerden farklı olarak, performans göstermeleri gerekmez. Ayrıca aile üyelerine performans ölçümü yapmak da nasıl mümkün olabilir ki? İyi performans göstermediği için ailenizi nasıl uzaklaştırırsınız? Aile değil takım olalım; peki nasıl? *İş yerinde bir "aile" zihniyetini teşvik etmekten kaçınıp, çalışanlarımıza değer katan ve onları destekleyen yapılar ve sistemler oluşturmaya odaklanalım. Örneğin, kuruluşunuzu aile yerine bir spor takımı olarak düşünelim. *Çalışanlarınıza işte başarılı olmaları için kendilerinden ne beklendiğini ve iş ile kişisel yaşamları arasında net bir çizgi olduğunu hissettirelim. *Yöneticiler olarak “Hepimiz bu işte birlikteyiz” merkezli bir aile kültürü odaklılıktan “Aynı amacı paylaşıyoruz” merkezli bir kültüre odaklanalım. Araştırmalar, amaç belirlemenin, özellikle şirketin amacı çalışanın amacı ile örtüştüğünde, daha yüksek bir sadakat duygusuna ve daha güçlü çalışan bağlılığına yol açabileceğini gösteriyor. Amacı açıkça tanımlayalım: Neyi başarmaya çalışıyoruz? Ortak bir amaç herkesin aynı yöne kürek çekmesini sağlayabilir. *Net sınırlar belirleyelim. Politika ne kadar gri olursa, yanlış anlaşılma olasılığı o kadar artar. *Bu ilişkinin geçici ve profesyonel doğasını karşılıklı olarak kabul edelim. Kuruluşlar büyüdükçe, roller de büyür ve çalışanların büyümesi için yeterli fırsat yoksa veya kuruluş artık çalışanların becerilerine veya deneyimlerine ihtiyaç duymuyorsa, çalışanlarla yollar ayrılabilir. Bir çalışan ayrılmaya karar verdiyse, artık şirketinizde çalışmak istemedikleri için alınmayın. Katkılarına teşekkür edin ve saygın bir şekilde ayrılmalarına yardımcı olun. Sonuç olarak… Çalıştığımız firmalar ailemiz değildir ve çalışanların da böyle bir beklentisi yok. Çalışanlar sadece gelişebilecekleri bir ortamda, yaptıkları işin maddi olarak karşılığını aldıkları, saygı duyuldukları bir işyeri istiyor. Kimsenin omzunda ağlayacağı bir anneye, ya da koruyup kollayan bir babaya ihtiyacı yok. Çalışanların ihtiyacı olan sadece gelişebilecekleri, saygı görecekleri bir ekibin parçası olmak.