Arama

Hizmetler, blog yazıları ve içeriklerde arama yapabilirsiniz.

4 Günlük Çalışma Haftası Gerçek mi Oluyor?
22 Eylül 2024

4 Günlük Çalışma Haftası Gerçek mi Oluyor?

4 Günlük Çalışma Haftası Gerçek mi Oluyor? Pandemi ile beraber yıllardır üzerine konuştuğumuz, hayal ettiğimiz esnek çalışma koşullarına bir anda kavuşmuş olduk. Pek çok şirket evden modeline geçti; hatta bu durumu kalıcı hale getirenler bile oldu. Mesela 95 bin çalışanı olan Koç Holding 35 bin ofis çalışanının kalıcı olarak uzaktan çalışmaya geçeceğini açıkladı. Microsoft da daha önce bazı çalışanlarının kalıcı olarak uzaktan çalışacağını duyurmuştu, ofise döneceklere de zamanlarının yüzde 50’sinde herhangi bir izin almadan uzaktan çalışabilme hakkı tanınmıştı. Facebook ve Twitter da benzer açıklamalar yaptı. Şimdi ise İspanya, İzlanda, Belçika başta olmak üzere pek çok ülke haftada 4 gün mesaiyi deneyecek. Çalışma hayatımız kalıcı biçimde değişiyor. 2020’de hayatlarımıza dünyanın tamamını etkileyen COVID-19 bomba gibi düşüverdi ve birdenbire kendimizi evimizin bir köşesinde, üstümüzde eşofmanlarımızla, çoluğumuz çocuğumuz, kedimiz, köpeğimizle dip dibe çalışıyor bulduk İlk başlarda çok mutluyduk. Evden çalışıyorduk. Sevdiklerimizi daha çok görüyorduk. İşe yetişme derdi yok, trafik stresi yok. Ama fark ettik ki artık evlerimiz çalışma ortamımız ve aralıksız çalışıyoruz. Neredeyse 7/24. İlk başlarda daha verimliydik ama artık pek de öyle değil. 7/24 kesintisiz çalışma tabii ki sürdürülebilir bir yöntem değil, fakat artık geleneksel çalışma yöntemlerinin yetersizliği de ortada. Peki 4 günlük çalışma haftası çözüm olabilir mi? 4 günlük çalışma haftası elbette, uzun çalışma saatlerinin kaçınılmaz, doğal ve zorunluluk olarak görüldüğü günümüzün 7/24 açık küresel ekonomisine aykırıdır. Bize yıllarca teknoloji milyarderlerinin, alanlarında başarılı profesyonellerin ve hatta başarılı tüm ekonomilerin başarısının arkasında amansız bir emeğin ve sürekli çalışmanın yattığı söylendi. Ancak uzun çalışma saatlerinin çalışanlarda yarattığı tahribat uzun çalışma saatlerinin sürdürülemez olduğunu gösterdi. Üç günlük bir hafta sonunun faydaları herkes için açıktı: Daha iyi iş-yaşam dengesi ve aile için daha fazla zaman; profesyonel ve kişisel gelişim için daha fazla enerji. Sonuç; artan üretkenlik ve yaratıcılık; daha az tükenmişlik; daha dengeli ve sürdürülebilir yaşamlar … Bu sistem için çalışma şeklinin yeniden tasarlanması gerekiyor tabi ki. Verimliliği düşürmeden daha kısa bir çalışma haftasının yolu üç kritik noktadan geçiyor kanımca 1) toplantıları kısaltmak 2) Herkesin temel görevlerine konsantre olabileceği bir iş bölümüne geçilmesi 3) Teknolojiyi daha dikkatli kullanmak. Araştırmalar çoklu görevler, aşırı uzun toplantılar ve kesintiler nedeniyle günde iki ila dört saati boşa harcadığını gösteriyor. Bu kayıp zamanları engelleyecek çalışmalar yaptığımızda dahi dört günlük çalışma haftasını mümkün kılmak için uzun bir yol kat etmiş oluruz. Bu konularda harekete geçen ve oldukça ilginç önlemler alan firmaları şimdiden görmek mümkün. Örneğin, İngiltere kökenli ELSE firması, toplantıları daha kısa tutmak için toplantı odalarındaki sandalyeleri sert sandalyelerle değiştirdi. Kopenhag merkezli IIH Nordic'te toplantıları kısa tutmak için geri sayım sayaçları kullanıyor. Öte yandan şirketler çalışma saatlerini azalttıklarında maaşları kesmediler. Bu da çalışanı elde tutma oranlarını artırdı ve daha deneyimli çalışanları cezbetti. Birçok şirket, dört günde de beş gündeki kadar üretken olabileceklerini ve hatta çalışan verimliliğinin çarpıcı biçimde arttığını gördü. Microsoft, Japonya’daki bir yan kuruluşunda düzenlediği ve ağustos boyunca her cuma ofislerini kapattığı bir denemenin sonuçlarını yayınladı. Şirket, uygulamanın verimliliği %40 artırdığını söyledi. Amerikalı Hamburger zinciri Shake Shack daha önce Las Vegas şubelerinde 4 günlük çalışma haftasını denemişti. Şimdi ise şirketin şubelerinden üçte biri bu çalışma düzenine geçiyor. Yazılım şirketi Basecamp de yaz ayları boyunca (1 Mayıs-31 Ağustos) haftada 4 günlük çalışma programına geçiyor. Şirket yöneticileri 32 saatlik çalışma haftasının, çalışanların en önemli görevlere odaklanmasını sağladığını söylüyor. Daha kısa çalışma saatleri ayrıca daha düşük enerji tüketimi, daha az karbon emisyonu ve daha az işe gidip gelme süresi anlamına gelir. İngiltere'de 4 Günlük Hafta Kampanyası tarafından yayınlanan bir rapor , bu çalışma düzenine geçişin tüm ülkenin karbon ayak izini yılda yüzde 21,3 oranında azaltabileceğini gösteriyor. Raporda pandemi sırasında olduğu gibi, insanların iş dışındaki zamanlarını, araba kullanmak yerine hobileriyle uğraşmak, yürümek veya bisiklete binmek gibi daha az karbon yoğun faaliyetlerle geçirdiklerini de ortaya koyuyor. Uzun çalışma saatlerinin insan sağlığı üzerindeki negatif etkileri pek çok bilimsel çalışmaya konu oldu. 2011 yılında İngiltere’de yürütülen bir araştırma ile günde 11 saatten fazla çalışmanın kalp krizi riskini %67 oranında arttırdığı ortaya konuldu. Ayrıca American Journal of Epidemology isimli bilim dergisinde yayınlanan ve 50 yıl boyunca yapılan çalışmalarda ulaşılan sonuçları inceleyen bir araştırmada 8 saatten daha fazla çalışmanın stres, yüksek tansiyon, sağlıksız beslenme gibi olumsuz koşullara neden olduğu ve bu durumun da kalp hastalıkları başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına yakalanma riskini %40 ila %80 oranında arttırdığı sonucu elde edildi. Özetlersek, yapılan denemeler ve bilimsel çalışmalar bize gösteriyor ki, 4 günlük çalışma haftası iş özel hayat dengesini sağlayan çalışanların üretkenliğini artırmakta. Çalışanların sağlık problemlerinin azalmasına neden olurken çevre kirliliğinin azalmasına da hatırı sayılır bir katkı sağlamakta. Teknolojiden daha etkin yararlanılmasını sağlarken elektrik, kırtasiye harcaması gibi giderleri azaltmakta. Ayrıca kadın işgücünün istihdama katılımını da olumlu yönde etkilemekte. Dört günlük hafta elimizin altında. Sadece onu görmemiz ve onu yakalayacak kadar cesur olmamız gerekiyor. Bertnard Russell’ın da önerdiği gibi, toplumun tamamının iş gücüne katılım sağladığı ve böylece günlük çalışma saatlerinin düştüğü bir toplumsal yapı güzel olmaz mı?